|
ARŞİVCİLİKTEN
BAŞKAN YARDIMCILIĞINA GİDEN UZUN YOL
Bugün milyonlarca insanın hayranlık
duyduğu müzisyenlerle çalışmış birisi Arif Mardin. Bette
Midler, Bee Gees, Aretha Franklin, Chaka Khan, Phil Collins, Barbra
Streisand, Diana Ross, Ringo Starr, Whitney Houston, Roberta Flack,
Jewel gibi isimlerle çalışan prodüktörün 6 Grammy ödülü
var. Son ödülünü ise 2001 Şubat ayında alan Arif Mardin şimdi
69 yaşında.
Herşey Arif Mardin 24 yaşındayken
ünlü jazz ustası Dizzy Gillespie'nin konser vermek için İstanbul'a
yolunun düşmesiyle başladı. Arif Mardin kendi kendine aranje
yapmayı öğrenmiş ve Gillespie'nin parçalarından biri üstüne
çalışmıştı. Gillespie parçayı beğendi. Bu arada Mardin,
grubun aranjörü Quincy Jones ile arkadaşlık kurmuştu. Daha
sonra Gillespie'ye 3 parça gönderdi Mardin. Gillespie'de bunları
kaydetti. Mardin'in yeteneğine inanan Quincy Jones, onun çalışmalarını
Berklee Müzik Okulu'na gönderdi ve bu gence burs verilmesini
istedi.
Arif Mardin kökleri taa Mısır'a
dayanan varlıklı bir ailenin üyesiydi. Kendisine Berklee'den burs
verildiği zaman İstanbul'da gayet lüks bir hayatı vardı. 26 yaşında
yeni evlendiği Latife Hanım'la birlikte Amerika'ya uçarken bu lüks
yaşantıyı amaçları uğruna gözünü kırpmadan arkasında bırakıyordu.
Brooklyn'e, tuvaletini başkalarıyla paylaştığı bir odaya yerleşti.
Okulunu bitirdikten sonra New York'a taşındı. 1963 yılında
Atlantic Records'un arşivinde çalışmaya başladı. Mardin zaman
içinde şirkete gelen sanatçılarla iyi arkadaşlıklar kurdu ve
kendi kendine arajmanlar yapmayı sürdürdü. Yüksek performansı
ve azmi sayesinde şirket içinde yükseldi. Her zaman çok dikkat
ettiği bir nokta vardı: İşini çok iyi yapmak. Bugün neden pek
çok sanatçının kendisiyle çalışmak istemesini şöyle açıklıyor:
"Pop müzik dünyasında hayatınız, en son kazandığınız
başarıya bağlıdır, yani son yaptığınız hit şarkıya. İyi
bir iş yaparsanız biz de onu istiyoruz derler. Bir örnek vereyim:
John Prine diye bir county şarkıcısı var. Aynı zamanda şair,
ozan. Phil Collins onunla çalışmalarımı duyduktan sonra benimle
çalışmak istedi. İş, işi doğuruyor. Bu şekilde pek çok
projeye girdim."

Arif Mardin, yapılan işte
yeniliklerin takip edilmesinin çok önemli olduğunu düşünüyor.
"Ben hep takip ederim. En son plakları muhakkak alırım. İngiltere'deki
ilk 10 parçayı her zaman bilirim. Yeni bulduğum birşeyi
uygulamak isterim. Club müziğini severim, technoyu da, fakat ne
yazık ki artık dans edemiyorum.
İnternette Arif Mardin adını araştırdığınız
zaman 2000 üstünde adres çıkıyor karşınıza. Hemen hemen
hepsi ingilizce. Şöyle söz ediyorlar Arif Mardin'den:
"Efsanevi Prodüktör, Centilmen Prodüktör…" İşte bu
efsane 38 yıl Atlantik Records için çalıştıktan, arşivcilikten
başkan yardımcılığına kadar yükseldikten sonra şimdi EMI'ye
transfer oldu. 69 yaşında, biraz yorgun, akşamları çok çalışmak
istemiyor ama emeklilikte de gözü yok.
Kendisiyle yapılan bir röportajda
bakın neler söylemiş:
*Türkiye'e kalsaydınız bu kadar başarılı
olabilir miydiniz?
Ben Amerika'ya gittiğim yıl yani
1958'de Türkiye'de bir pop ve jazz patlaması yoktu. Bir elin
parmakları kadar müzisyen vardı. O bakımdan belki başarılı
olamazdım. Amerika'da daha fazla yetenek buldum. Ama bugün genç
olsaydım, artık Türkiye'de o şartlar mevcut. Bir Sezen Aksu'yu
yaratmış olsam melesa bu da beni tatmin ederdi. Ama dediğim gibi
o zaman dışarıya gitmek zorundaydım.
*Başarı sırrınız nedir?
Çok çalışmak ve sebat etmek.
Dayanacaksınız, bıkmayacaksınız. Bazan çok uzun saatler çalışmak
gerekiyor. Burada eşim Latife benim kanatlarımın arkasındaki rüzgardır.
Bu mesleğe atılmadan önce de, atıldıktan sonra da bana çok büyük
desteği olmuştur. Mesela bir sanatçıyla çalışıyorsunuz, kayıt
saat 8'de bitecek diye programlıyorsunuz. Oysa şarkıcının sesi
açık değil, ne olur bana birkaç saat daha verin diyor. Bu sefer
evde yemek soğuyor.
*Eve gelince şikayet işitmemek önemli
yani?
Bütün mesele bu.
*Sanatçılarla arkadaşlık kurmanınönemi
var mı?
Muhakkak var. Zaten bir sanatçıyla
çalışmak adeta evlilik gibi. Hergün berabersiniz. Bazan onların
aşk problemi olur, onu çözmeye çalışırsınız. aynı zamanda
psikolog gibi çalışırsınız. Sonra aynı odada 12 saat çalıştığınız
için birbirinizin her türlü halini de görürsünüz.

*Türkiye piyasası için ne düşünüyorsunuz?
Türk Müzigi piyasasında çok büyük
bir patlama var. Klipleri seyrediyorsunuz, çok büyük paralar
harcanmış klipler. Çok büyük bir pazar. Ama bir sanatçının
patlaması sadece yeteneğine bağlı. Klip yapmakla bu iş olmaz.
*Başarısızlıklarınız var mı?
Bir plak yaparsın tutmaz, ümitlerin
kırılır. Hayal kırıklığı yaşarsınız ama yolunuza devam
edersiniz. Benim de en büyük hayal kırıklığım, Bee Gees'le
Saturday Night Fever filminin müziğini yapamamam oldu. Filmin müziği
dünyada 20 milyon sattı.
*En büyük başarınız?
Oğlum Joe ve kızım Julie'nin başarıları.
Ama müzikteki başarılarımı diyorsanız Chaka Khan'la yaptığım
çalışmalar ya da Bette Midler'in "Wind Beneath My
Wings" oldu.

İlerdeki günlerde Sezen Aksu ve Şebnem
Ferah ile bazı çalışmalar yapmayı planlıyor Mardin. Aksu için
"milli hazine", Ferah için de "çok yetenekli bir
genç" diyor. Bu yüzden İstanbul'daki evinin bir bölümünü
stüdyo haline getirmiş. En son içinde Türk motifleri bulunan tek
perdelik bir opera yazmış. Anlaşılan bundan sonra Türkiye ile
ilişkileri biraz daha sıkı olacak. Nereye kadar çalışacaksınız
diye sorulduğunda şöyle diyor:
"Başarıya giden yolun sonu yok, sen gittikçe yol
uzar."
muskaposta@yahoo.com
|