| |
YARATICILIĞA
DÖNÜK HER MÜZİK "CAZ" DIR.
. Caza ilginiz?
· Benim Caz’a olan ilgim aslında Rock’a olan ilgimden kaynaklandı.
Bundan 20 sene önce Rock’la uğraşırken, bu müziği nasıl daha düzgün çalabilirim,
"çalınan şeyin doğrusu nedir?" diye düşünürken, Rock’ın Caz’ın ilerlemiş
şekli olduğuna karar verdim. Aslında hiç alakası yok tabii.. Ondan sonra
"Caz’ı biraz öğrenirsem Rock’ı bilerek çalarım" diye düşündüm ve Caz’ı
incelemeye başladım. Hem dinleyerek hem de kitaplarla… Sonunda Caz’ın keyfini
tattım ve Caz’a doğru yöneldim. Caz dinleyip caz çalmaya başladım.
O dönem fusion akımının yeni başladığı dönemdir. Zaten o dönemde
fusion, Caz-Rock akımlarıyla Rock’tan Caz’a geçiş sözkonusudur. Caz’a olan ilgimin
başlangıcı böyledir.
· Türkiye’de Caz yapmak?
· Türkiye’de Caz yapmanın farklı birşey olduğunu düşünmüyorum. Artık
bu dönemde, CD’leri, kasetleri, radyoları, televizyonları geçtim; internet
var, uydular var. Ben kendimi dünyada, 1996’da metropolde yaşayan bir dünya
vatandaşı olarak hissediyorum. Bu yüzden de Türkiye’yi ayrı biryere koymuyorum.
Birtakım ayrı özelliklerimiz olsa da bunlar artı özelliklerimizdir. Emprovize
geleneği olan bir ülkeden geldiğimiz için, bir miktar avantajımız var.
Bu yüzden bence Türkiye’de Caz’ın seviyesi Almanya’dan iyidir. Bu kadar
iddialı da konuşabiliyorum.
· Caz nasıl bir şey?
· Ben Caz’ı kreatif müzik tanımı içerisine sokmak istiyorum. Yani
yorum sırasında, performans sırasında yaratıcılığa, kendinden birşeyler
katmaya izin veren bir müzik tarzı. Bunun için belli bir altyapı, eğitim
ve birikim gerektiğine inanıyorum. Caz’ı bu birikimin üzerine, tamamen
kendini ifade etmeye yönelik bir müzik olarak düşünüyorum. Yaratıcılığa
dönük her türlü müziği Caz olarak kabul ediyorum. Arif Sağ’ın bir bağlama
solosu da bana göre Caz’dır. Caz’ın bireysel ve paylaşımcı olmak üzere
iki tarafı vardır. İkisi de son derece heyecan verici. Solonuzu yaparken
tek başınasınız, herkes size destek veriyor. Grupla birlikte çalma
durumunuz da var. Emprovizyonunuzda grupla birlikte yükseliyorsunuz.
Bir de çalarken hissettiğiniz şeyleri, yarattığınız duyguları, karşınızdaki
izleyicinin algıladığını hissediyorsunuz. Böylece müzikal olarak ortak
bir seviyeye geliniyor. İzleyiciyle kontak çok önemli.
· Caz’a olan ilgi ?
· Caz’ın gerilemesi diye birşey sözkonusu değil. Belki populeritesi
azalması anlamında bir gerileme söz konusu olabilir. Çünkü Medya’ya
göre "rating"I düşük bir sanat dalı. Bu yüzden insanlara ulaşması daha
zor hale geldi.Ama bunun dışında Türkiye’de herzaman Caz Müzisyenleri belli
bir averajın üstünde yetiştiler. Şu dönemde yetişen Caz müzisyenlerinin
sayısında bir azalma var. ancak bu söylediğim kalite için geçerli değil.
Yeni müzisyenler için yetenekli lafı bile bence az kalıyor. Türkiye’de
oryantal bir toplum olduğu için Caz’a uzak olduğumuz düşünülebilir ama
emprovizyon geleneğimiz olduğu için Caz’a ve kreatif müziğe açık olduğumuzu
düşünüyorum. Bu yüzden de yetişen Caz müzisyenleri belirli bir ortalamanın
mutlaka üzerinde oluyorlar. Cz Müzisyenleri ekonomik kaygıların ötesinde
özverili faaliyetlerde bulundukları için mutlaka belirli bir yere geliyorlar.
· Caz’da yerli motif kullanımı?
· Bence gerçekten bir saplantıdır. İnsanlar öyle hissedip onu çalmak
istiyorlarsa bu gayet hoş birşey. Ben menfi bakmıyorum ama tek yolun da
bu olduğuna inanmıyorum. Bence Caz’ın enternasyonal dilini yakalamak lazım.
Ama hissettiğiniz gibi yapabilirsiniz. Örneğin Erkan Oğur, Türk müziğini
çok iyi bilir ve hisseder. Yaptığı müzikte, çaldığı parçalarda bunu kullanır.
Ben kendimi çok fazla oryantal hissetmiyorum. Kendimi İstanbul’da batılı
standartlarda yaşayan, batı müziği dinleyen, Batı’ya entegre olmuş bir
insan olarak düşünüyorum. Ama 40’larda, 60’larda burada yaşamış insanlarla
da bir otak payda görüyorum. Örneğin "Rüzgar Kırdı Dalımı" şarkısında
İstanbul kokusunu, metropol kokusunu alıyorum. Bunun için albümlerimde
böyle parçaları da yorumluyorum. Bu örnekler aslında evrensel, ya da benim
yaşadıklarıma uyan parçalar. Batı’da da caz parçalarının kaynağı zamanın
pop parçaları, müzikal parçalarıdır. Bir de her ne kadar Türk müzikçisi
olmasak da bu eski güzel parçaları hatırlatmanın görevimiz olduğunu düşünüyorum.
· Türkiye’de Caz üretimi?
· Genelde kamuoyuna göre Türkiye’de Caz üretilmiyor. Aslında 80’lerin
başlarında Türkiye’de Caz’a yoğun bir ilgi vardı. O zamanlarda Türkiye’ye
çok az insan geliyordu. Dolayısıyla Türk Caz Müzisyenlerinin konserleri
yeteri kadar ilgi topluyordu. Ama sonraları yabancı müzisyen akımı başlayınca
Türk müzisyenler sadece klüplerde çalan insanlar olarak düşünüldüler. Benim
"Jazz Guitar" ın esprisi şuydu: "Bakın biz de birşeyler yapıyoruz, aslında
bunu yapan çok insan var ama ben yolu açıyorum." Ama insanlar satmazkaygısıyla
kaset yapımına sıcak bakmadıkları için kaset yapımcıları da doğal olarak
çekiniyorlar. Toplumun hemen her noktasında Caz ile ilgili bir takım insanlar
var. Bunlar bu dergi ve gazetelerde var ve sizlerden birşeyler bekliyorlar.
Dolayısıyla ilk yaptığınız her harekete hemen tepki veriyorlar. Bu ilgi
herkes için söz konusu aslında. Çünkü böylesi bir bombarduman beklenmiyordu.
Bu albümler çokbüyük zorluklarla yapılıyor. Parayı gözden çıkarsanız bile
stüdyoda birçok zorluk sizi bekliyor. Stüdyolar üstüste kayıt mantığı ile
düzenlenmiş çünkü. Bu da cazcıları zorluyor.
· Türkiye’deki müzik ortamı?
· Genelde müziği ikiye ayırmak lazım. Birisi popüler tüketim malzemesi,
eğlence malzemesi olarak üretilen, diğeri de sanat ve kültür müziği. Bu
ikisi birbirine epey karışır hale geldi. Bu durumda müzik programlarında
popüler müzik kullanınca Caz’a yer kalmıyor. Yani Caz’ı insanların tanıması
için olanak sağlanmıyor. Çünkü Medya "rating" mantığıyla hareket
ettiği için ratingi düşürebilecek herşey son derece kötü olarak algılanıyor.
Medya’nın kullandığı rating ölçüm cihazı Türk toplumunun en alt kültür
seviyesinde yer alan 600 eve konuluyor. Bu insanların beğenisine göre kültür
şekillendiği için müzik açısından hiçbir umut gözükmüyor. Ama, araştıranlar
bizi buluyor, kasetimizi alıyorlar. Ben Türkiye’nin genel anlamda bir batağa
saplandığına inanıyorum. Bundan kurtulmanın bir tek mantığı var, o da tribüne
oynamak. "Pompei’nin Son Günleri" ya da "Sodom ve Gomore" gibi Türkiye’nin
sonunu hazırlayan şey de bu olacaktır. Yakında rating kaygısıyla yapılan
işler yapılamaz olacak. Herkes kendini bir anda başka bir ortamın içinde
bulacak, ama iş işten geçmiş olacak. Tabii bütün bu söylediklerimin müzik
açısından olduğunu eklemeliyim.
1996 yılında MÜZÜK
dergisinde yayınlanan röportajdan alınmıştır..
muskaposta@yahoo.com
|
|