| |
|
Yeteneğini
öğrencilerine adadı...
|
Sevda
Cenap And Müzik Vakfı 2001 Yılı Altın Madalyası,
piyanist Kâmuran Gündemir'e verildi.
Gündemir, Muhittin Dürrüoğlu Demiriz, Fazıl Say ve Emre Elivar
gibi öğrenciler yetiştirmiş, ekolü olan bir eğitmen...
"Ne
zaman radyodan, televizyondan ya da banttan, bir akordeon parçası,
bir tango, bir keman, bir saksofon sesi duysak, Ayvalık'ın geçmişte
kalan sıcak yaz gecelerini anımsarız. Hele akordeon sesiyle Kâmuran
Gündemir'i, saksofonda Kâmuran'ın babası Bahri ustayı kafada
canlandırmamak, anımsamamak olanaklı mıdır?" diye soruyor
daha yakınlarda 6. baskısını yapan
'Ayvalık'ı Gezerken' kitabının yazarı Ahmet Yorulmaz.
Nereden
nereye?
1940'lı yılların 'asri' hatta 'modern' Ayvalık'ının Şehir Kulübü'nde
ya da Tenis Kulübü'nde yaşanan mutena yaz gecelerini, kendi
kendine çalmasını öğrendiği akordeon ve piyanosundan yayılan
nağmelerle büyüleyen Kâmuran Gündemir, bugün ülkemizde müzik
alanında verilen en saygın madalyanın sahibi olacak.
1949 yılının eylül ayında Ankara Devlet Konservatuvarı'nın İzmir'de
açtığı sınava biraz da çekinerek giren Kâmuran, yaşının büyüklüğünden
dolayı önce kompozisyon bölümüne kabul edilmişti. 16 yaşındaydı.
Piyanoya ciddi olarak başlamak için hayli geç kalmıştı gerçi
ama en az 10 yıllık eksiğini 3 yılda kapamış, 9 yıl sürmesi
gereken eğitimini 7 yılda tamamlamıştı. Kâmuran sabahları beşte
kalkar, pijamasının üzerine geçirdiği paltosuyla yatakhaneden
çalışma odalarına iner, kahvaltıya kadar iki saat, akşam yemeğinden
sonra da gece yarılarına kadar piyano çalışarak yılların eksiğini
günbegün telafi ederdi. Günlerce, hatta haftalarca gün yüzü görmemekten
sararmış solmuş olsa da temposunu hiç aksatmadan sürdürdüğü
bu neredeyse keşiş disiplini sayesinde piyano dağarının en
zorlu eserlerini büyük bir kolaylıkla çalabilme becerisini
kendinden çok daha önce yarışa başlayanları geçerek elde etmişti.
Ferhunde Erkin'in piyano öğrencisiydi Kâmuran Gündemir. Sert
disipliniyle tanınan Ferhunde hanım da önce Karl Berger'in, sonra
da Leipzig Konservatuvarı profesörlerinden Otto Weinreich'ın öğrencisiydi.
Böylece, Kâmuran'ın piyanistlik geçmişinin ilk ayağı Alman
piyano ekolüne dayanıyordu. 1958'de kazandığı devlet bursu ile
gittiği Paris'te ise zamanın ünlü Fransız piyano öğretmenlerinden
Lazare Levy ve Bonville ile çalışarak dağarına Fransız ekolünü
de katmış oldu.
Çağdaş müziğe eğilimi ve yatkınlığı okul yıllarından başlamıştı.
Bunda kendisi gibi Ayvalıklı olan İlhan Usmanbaş ile ilk gençlik
yıllarından beri sürmekte olan yakınlığının elbette etkisi
vardı. Öte yandan öğretmeni Ferhunde Erkin de, hem başta eşi
Ulvi Cemal Erkin olmak üzere tüm Türk bestecilerinin piyano
eserlerini yorumlamayı görev bilen, hem de 20. yüzyılda yaşayan
her müzisyenin, yaşadığı çağın müziğini tanıması gereğine
inanan bir piyanistti. Öğrencisi Kâmuran'ı çağdaş müziğe yönlendirenlerden
biri de kuşkusuz Ferhunde hanımdı.
İlklere
imza attı
Kâmuran Gündemir'in özgeçmişinde yer alan şu cümle çok önemliydi
bu bağlamda. "... özellikle çağdaş Türk bestecilerinin
piyano yapıtları üzerinde yoğunlaşarak ve bestecilerimizi adeta
esinleyerek, aralarında kendisi için yazılmış olanlar da
bulunan bir dizi önemli piyano yapıtını konserlerde seslendirdi,
radyolarda bant kayıtlarını yaptı, pek çoğunun ilk
seslendirilişini gerçekleştirdi."
Kendisi gibi piyanist olan eşi Selçuk Gündemir ile alçakgönüllü
ve özverili bir hayat seçti kendine Kâmuran. Olağanüstü yeteneği,
kolaylığı ve geniş dağarı ile çok daha tanınmış bir
piyanist olarak konser kariyeri yapabilirdi. Oysa o, konser
kariyerini kısa kesip kendini öğrenci yetiştirmeye verdi. Yetiştirdiği
öğrenciler arasında bugünkü genç kuşağın önde gelen
piyanistleri Muhittin Dürrüoğlu Demiriz, Fazıl Say, Emre Elivar
ve yeni yetişmekte olan Emrecan Yavuz var. Böyle öğrenciler yetiştiren
bir öğretmenin ekolü var demektir. İşte bu ekol, 19. yüzyıl
Almanya'sından, Fransa'sından Türkiye'ye uzanan ve bu toprakların
yeteneklerini de bağrından çıkararak devam eden öyle bir
zincirdir ki, önemi yadsınamaz.
FİLİZ
ALİ
muskaposta@yahoo.com
|
|