| |
"Telif
hakkı ödenmeden çalınırsa şarkılar, basılırsa
kitaplar..." Ne güzel bir Mazhar Fuat Özkan şikayetnamesiydi.
Üstelik o günlerde ne internet vardı, ne MP3, ne de Napster. Bugünse
Neil Young'ın dediği gibi, "saçını başını
yolanlardan" geçilmiyor ortalık ve Erkin Koray gibi "çöz
beni arapsaçı" diye bağırası geliyor insanın. Olan
bitenler, elbette birilerinin beleş müzik dinlerken diğerlerinin
aç kalması gibi mutlak bir sömürüye indirgenemez. Ama ortada
bir tür haksızlık olduğu kesin, daha doğrusu yeni bir
"hak" tarifine ve dinleyiciyle müzisyen arasındaki
"aracı kurumların" sorgulanmasına ihtiyaç var galiba.
Neler oldu da bugünlere ...
Bir
gün Napster pencerelerini açan yüzbinlerce kişi "siz artık
burada istenmiyorsunuz, arkanızı dönün ve çıkın, yok ille de
tantana edecekseniz gidin şu adrese tıklayın" mesajıyla karşılaşırlar.
Adreste, bir ABD mahkemesinin resmi yazısı ve altında itiraz başvuru
formu vardır. Metallica eserlerini telif hakları kanununu çiğneyerek
kullandıkları anlaşılmıştır. İtiraz edenler...
Napster cenneti
Halbuki bu bir rüyaydı ve çok güzel başlamıştı. Bir internet
sitesi vardı, oraya kayıt olup programı indiriyordunuz ve artık
istediğiniz parçayı arayabiliyor, bulduğunuz anda da MP3 formatında
bilgisayarınıza kaydediyordunuz. Cennet! Bin yıldır duymadığınız,
dinleyemediğiniz sürüyle parça patır patır çıkıyordu karşınızdaki
listede. Bir tek parça için gidip de dünya kadar para bayılmak
istemediğiniz albümlerin intikamını almak mümkündü, çünkü
artık o parça elinizin altındaydı. Yüzlerce parçalık bir arşiviniz
oluştu bu arada. Dünyanın dört bir yanında sizin gibi insanlar
vardı. Ve bütün bu olanlardan fena halde rahatsız olanlar da!
Metallica, rahatsızların en ünlüsü ve en gürültücüsü oldu.
Lars Ulrich uyanıyor
"Birkaç ay önce oturmuş 'Görevimiz Tehlike - 2' müziği üzerine
çalışırken, taslak halindeki parçanın çoktan bazı radyo
istasyonlarında çalındığına dair haberler aldık. Olayı takip
ettiğimizde karşımıza Napster çıktı Sonradan öğrendik ki,
telif hakları alınmış eski parçalarımız da dahil bütün parçalarımızı
meğerse isteyen herkes Napster sayesinde kaydedebiliyor."
Bugüne kadar yalnızca birkaç kere hokey sonuçlarını öğrenmek
için internete girdiğini itiraf eden Metallica'nın davulcusu Lars
Ulrich'in bu alemde neler olup bittiğinden anlaşılan haberi
yoktu.
Oysa 1999 ekiminde Public Enemy'den Chuck D, MP3'e övgüler sunmuştu.
"Aracıların kökünü kurutmak değildir mesele, denge sağlamaktır
ve herkesin artık elindekini biraz paylaşması zamanıdır"
diyordu. Ocak 2000'de ise MP3.com sitesi dava edildi. Telif hakları
kanunu ihlal edilmişti.
Lars Ulrich kültür korsanlığı diye adlandırdığı dalda dava
açan ilk müzisyen değil. Aslında bu şeref Sir Arthur Sullivan'a
ait. 19 yüzyılın son çeyreğinde Sullivan operalar bestelerken
fonograf emekleme aşamasındaydı, radyodan eser yoktu, müziğin
yaşama alanları kiliseler, tiyatrolar ve orta sınıf salonların
piyanolarıydı. Elden ele dolaşan notalar bestecilerin geçim
kaynağıydı. Britanya'nın en gözde bestekârlarından birisi
olan Sullivan yıllarca -özellikle Amerika'da- telif hakları
davalarıyla uğraştı. Notaları kaçak olarak basılıyor, rahatça
yayılıyordu. Bir de çalar piyano icat olmuştu, onun ruloları
vardı, oradaki delikler bildik notalara benzemediği için
mevzuatta geçmiyor ve üzerlerinde hak talep edilemiyordu. Sonunda
Amerika'da 1902'de telif hakkı kanunu kabul edildiğinde,
sokaklarda binden fazla kişi korsan nota kağıtlarından dev ateşler
yakarak sevinç gösterileri yapıyordu. Birdenbire kıymeti anlaşılmıştı
sanatçıların! Metallica'nın Napster aleyhine açtığı dava görüşülürken
duyulanlar ise, Metallica'nın hakkını teslim edenlerin değil,
CD'leri parçalayan hayranlarının sesleriydi.
İşler kızışıyor
Metallica bir anda Napster, Yale Üniversitesi, Güney California Üniversitesi
ve Indiana Üniversitesi'ni dava etmiştir. Daha sonra üniversiteleri
çıkarır davadan, çünkü ikisi kampüslerinde Napster kullanımını
yasaklamış, bir diğeri de ancak "eğitim amaçlı"
olması kaydıyla ve "müzik türleri hakkında tartışmaların
yapılabildiği chat odalarının kullanımı" için kalmasına
izin verdiğini açıklamıştır. Grup, bu iki üniversiteye telif
hakkı alınmış eserleri destekledikleri, kültür ürünlerine de
saygı gösterdikleri için müteşekkirdir! Böylece ne şiş yanar
ne de kebap, Yale gibi bir kuruma çamur atmaktan da kurtulmuş olur
Metallica avukatları.
Bu arada konuyla ilgili tarafların sözleri dolaşmaya başlar
ortada. Genel olarak Napster bir korsan barınağı olarak görülmekte,
içindekilerden de "hırsızlar" diye bahsedilmektedir.
Lou Reed, herkes gibi sanatçıların da emeklerinin karşılığını
alması gerektiğini söyler. Elton John, her ne kadar internette müzisyenlerin
hayranlarıyla buluşması hoş bir şeyse de, yaratıcılığa saygı
temelinin unutulmaması gerektiğini, internet yoluyla korsanlığa
karşı olduğunu ve buna çanak tutan Napster gibi kuruluşların
yaptığının yanlışlığını anlatır. The The'dan Matt Johnson
için hırsızlık hırsızlıktır, "yıllardır hayranınızım,
artık bırakın da bu kadarına hakkım olsun" mantığı
kabul edilemez bir şeydir, "mahalle manavına gidip, eh ben
sizden az zerzevat almadım bugüne kadar, şimdi verin bakalım şu
domatesleri" diyemeyeceğiniz gibi...
Müziğini 1 milyon kişinin yerine 100 milyon kişinin dinlemesini
tercih ettiğini belirten sanatçıların yanında, "bu aldığınız
çocuğumuzun rızkıdır" diyenler de vardır. Napster'ın
kapatılması talebiyle açılır dava.
Napster çark ediyor
Bu arada, MP3.com sitesi, CD'lerden oluşan bir veritabanı oluşturmaktan
sorumlu bulunur, suçu sabittir, davayı kaybeder. MP3.com'a göre
ise kendileri Napster yanında melektir.Mayıs 2000'de faaliyetler
şiddetlenip polisiye filmleri andırmaya başlar. Metallica,
"hakkınızdan gelmesini biliriz" diyerek kolları sıvamış
ve bir hafta sonu süresinde birbirlerine Metallica parçaları gönderen
kullanıcıları enselemiştir! Lars, 13 kutu dokümanla dayanır
kapıya, 60 binden fazla sayfada, bir milyon 400 bin korsanının
ismi vardır. Konuyla ilgili online chat'te konuşan Lars,
"bizim esas davamız Napster'ı kapatmaktır!" deyince, kızgın
hayranlarından gelen tepkilere öyle bir cevap verir ki, ortalık
iyice karışır: "Kendinize Eski-Metallica'cı mı diyorsunuz?
Çok iyi! Zaten sizi hayran olarak isteyen de yok. Gerçek
Metallica'cılar bizim haklarımızı desteklerdi! Bunu yapmayanlar,
zaten biz saçımızı kesip baladlar çalmaya başladığımızda
da mırın kırın edenlerdi."
Metallica cezalandırılmalarını ister yakalananların. Paçası
tutuşan Napster, en kısa zamanda araştırmaların yapılıp haklılık
saptandığı takdirde gerekenin yapılacağını açıklar. Kapanma
tehlikesi karşısında gerileyen şirket beklenmedik bir hamle
yapar: Bir gecede yüzbinlerce kullanıcısını tukaka ilan eder,
programı kullanma haklarını ellerinden alır, kıçlarına
tekmeyi vurup kapıyı kapatır. Beklemediği kadar tepkiyle karşılaşan
Metallica ise, yakalananları dava etmeyeceklerini açıklar.
Napster avukatı "Metallica internetin ne menem bir şey olduğundan
tamamen bihaber" diyor, "hayranlarının bunu nasıl
kullandıklarını bilmiyorlar ve bunun gelecekte gruba nasıl
faydalar sağlayacağını da... Radyo ve video kayıt cihazları
piyasaya çıktığında da herkes böyle paniklemişti. Ama her iki
endüstri de katlanarak büyüdü."
Napster ilk raund'u kaybetmekten kurtulamaz yine de. Mahkeme
heyetine göre, Napster olmasa bu kadar insanın istediklerini elde
etmeleri mümkün olmayacaktır. Yargıçlar MP3 dosyalarının
ticari meta olarak kullanılmadığı argümanını elinin tersiyle
iter. Bu dönemde CD satışlarının azaldığını, aksi bile olsa
bunun çiğnenen haklar konusunu temize çıkarmayacağını
belirtirler.
Atılmaların ertesi günü nette yepyeni bir faaliyet başlar,
Napster'a geri sızmak için yardım siteleri açılmıştır. Ve
tabii ki bunların dışında sürüyle anti-Metallica sitesi sarar
ortalığı. Bir punk grubu "Metallica'dan yedim tokadı"
gibisinden parçalar yaparken, Metallica'nın şarkılarına yeni sözler
yazılmaktadır... Bir site, "bugüne kadar yeterince doldurmadık
mı ceplerini?" diye sorarken, bir diğeri "gariban
Lars" için para toplama kampanyası açar. Grup elemanlarının
aralarında nasıl da parayı sevdiklerini konuştuklarını gösteren
çizgi filmler yapılır. Bir tanesinde Lars ve James, "Kim
Milyoner Olmak İster" yarışmasına katılmış, cevaplarının
hepsi Metallica olan parayla ilgili soruları bilmiş ve dolarlara
boğulmuşlarken görülmektedir, yüzlerinde korkunç bir ışıltı
vardır... Mötley Crue elemanı Nikki Sixx "besili domuzu
keserler" der ve devam eder: "Tişörtlerden, konserlerden
ve diğer şeylerden az kazanmadılar. Bir sanatçının hayranlarına
böyle bir tavır alması kabul edilir şey değil".
Aslında Napster da irtifa kaybetmiştir. Müzik meraklılarınca
gayri adilane bir kovma ve sansür operasyonu yaptığı için suçlanmaktadır.
Hem plak endüstrisiyle, hem Metallica'yla, hem de kıçına tekme
yiyen kızgın kullanıcılarla başı derttedir.
Lars'ın Amerikan rüyası
Haziran geldiğinde giderek çirkinleşir kavga. Grubun sözcülüğünü
üstlenen Lars Ulrich en çok şimşekleri çeken adamdır.
Mahkemede verdiği ifade Hollywood filmlerine taş çıkartır:
"Danimarka'da doğdum, 1980'de ABD'ye geldim, 1981'de en yakın
arkadaşım James Hetfield'le bir grup kurdum, 1983'te ilk plağımızı
yayınladık, 1985'te ise zengin olmuştuk. Ve o gün bu gündür başarıdan
başarıya koşuyoruz. Bizimki Amerikan rüyasının gerçekleşmesiydi."
Bugüne kadar milyonlarca kafaya bellerine kadar saçlarıyla
headbang yaptıran grubun elemanı, filmlerde görüp de ciddiye
almadığımız sıradan Amerikan vatandaşı tipolojisinin davranışlarını
sergilemekte, bu ülkede yaşıyor olmaktan ve huzurunda ifade verdiği
sayın yargıç karşısında bulunmaktan da gurur duymaktadır!
"Bizim piyasaya sunulan müziğimiz resmen hiçbir müsaade
istenmeksizin Napster sisteminde herkes için ulaşılır olmuştur.
Kendi isteğiyle burada var olan, müziğini sunan sanatçılara söyleyecek
bir şeyim yok, ancak tıpkı bir marangozun masayı yaptıktan
sonra onu kendine saklamak, satmak ya da hediye etmek gibi seçeneklerin
olduğu gibi, bizim de aynı haklara sahip olmamız gerekmez mi?
Napster'ın can damarı olan müziği yazan bizim grubumuzdur,
Napster'ın ise bu müziğin üretiminin hiçbir aşamasında katkısı
yoktur, hakkı yoktur, tek kuruş da harcamamıştır..."
Bu mantıklı ve sakin havadaki ifadenin bir yerinde, Lars zıvanadan
çıkar, baklayı ağzından çıkarıır: "Hele Napster kullanıcılarına,
müzik tüketicilerine ne demeli? Markete dalıp beş dakika içinde
ne kadar çok mal alır ve arabanızda taşıyabilirseniz o kadar
kazanacağınız o yarışmalardan birindeler sanki. Üstelik
Napster'da süre tahdidi de yok ve sanatçı hariç herkes kazanıyor."
Fareli köyün kavalcısı kılığındayken her şey ne güzeldir.
Deliler gibi her hareketlerini takip eden, peşlerinden koşanların
bu halleri onlara dolar olarak geri dönerken her şey rüyaya
uygundur. Ancak, kavalcının melodilerini hiçbir karşılık ödemeden
bilgisayarlarına yerleştirdikleri anlaşılınca iğrenç farelere
dönüşürler birden. Hepsi boğulmayı hak etmiştir çoktan.
(Lars bu ifadesiyle boğulanın kavalcının ta kendisi olduğunu geç
fark eder.)
Lars
hep dolar konuşur, fena halde serttir. Kendi meselesini anlatırken,
acıklı durumdaki müzisyenlerden filan dem vurmayı da akıl eder:
"Bir Metallica albümü hazırlamak bize aylarca zamana ve
kendi cebimizden yüzbinlerce dolara mal olur. Tabii döktüğümüz
ter ve kattığımız ilham da cabası. Bu bizim geçim kapımız.
Çok severek yapmamıza rağmen neticede bizim için iştir. Prodüktörüne,
ses mühendisine, program yapımcılarına, yardımcılara ve tabii
ki diğer müzisyenlere para öderiz. Aylarca stüdyo kiralarız,
bunların sahipleri de yine kendi ceplerinden donanım kuran küçük
işadamlarıdır. Plaklarımızı çıkaran şirketlerde yüzlerce
insan çalışmaktadır, televizyona ve radyolara programlar hazırlanır...
Bütün bunlara baktığınızda ortaya büyük bir endüstri çıkıyor,
bu endüstriden çok sayıda aile yaşamını sürdürüyor ve yurt
ekonomisi de faydalanıyor. Unutmayalım ki, bizim grubumuz
Metallica yüksek bir hayat düzeyi şansını yakalamıştır. Oysa
birçok sanatçı zar zor geçinmektedir ve gelecek her kuruşa
ihtiyacı vardır. Şarkı yazarlarının esas kazancının satılan
plaklardan alınan gelir olduğunu da akılda tutmakta fayda var.
Bir Napster heveslisinin yaptığı her kayıtta bu yaratıcı
topluluğun cebinden para eksilmektedir. Gayet açık, şayet müzik
kaydetmek bedava olacaksa, müzik endüstrisinin sonu geldi
demektir. Yanlış olmasın, Metallica teknoloji karşıtı değildir...
Plakla başladık, sonra kaset öne çıktı, derken CD geldi, eğer
bundan sonrası da netten indirmek şeklinde olacaksa, kabulümüz.
Ama birisi eline iki tane kod geçirmiş, hiçbir masrafa
girmeksizin, yaratıcılık ortaya koymaksızın bizim müziğimizi
bedavaya sunuyorsa, biz böyle bir şeyi nasıl sevinçle karşılayabiliriz?
Kapitalist sisteme nasıl oturabilir böyle bir şey? Napster'ın
yeni dünyasında rekabet edebilmemiz için hangi serbest piyasa
ekonomisi modeli bize destek olacaktır?.."
Lars, ne sanıyorsun kendini?
Bu ifadeden sonra kızgınlık ayyuka çıkar. Grubun bütün aşamalarını
sıkı takip etmiş olan hayranları bağırmaktadır: "Lars,
insanlar sizin bantlarınızı elden ele vermese, sen şimdi küçük
bir kulüpte antrenörlük kovalayan, unutulmuş bir tenis oyuncusu
olmayacak mıydın? Yani artık zenginsin ve güzel bir evin var
diye o insanlara ihtiyacın kalmadı. Beş parasız olduğun günlerde
nedense 'sanatının kutsallığı'nı takmadın kafaya. Ne sanıyorsun
kendini, Pablo Picasso filan mı?.." "Prova stüdyosunda
yatıp kalktığınız günleri ne çabuk unuttun, Anthrax'ın size
buzdolabı getirdiği günleri? Ağlıyordunuz be!"
Courtney Love, acı konuşmasıyla birçoklarının duygularını
dile getirir: "Yıllar önce Metallica'nın metal gruplarının
en iyilerinden birisi olduğunu düşünürdüm. Son albümlerinin
berbat olduğu konusunda eleştirmenlerle hemfikirdim gerçi, kısa
kesilmiş saçları ve MTV modasına uygun olma çabalarının sonuçsuz
kalması acıklıydı, yine de onları bir zamanki varlıklarının
hatırına hoş görüyordum. Bütün bunlar bir anda tepetaklak
oldu. Zaman, hayranlarının, bir zamanlarki hayranlarının, hatta
müziklerini hiç duymamış olanların bile, kendilerinin mülti-milyoner
yaptığı bu gruba haddini bildirme zamanıdır."
Bir web sitesinde 60 binden fazla kişi CD almama eylemi başlatırlar.
Hesap ortadadır, hiçkimse 15 dolarlık bir CD almazsa, endüstri 1
milyonluk zarara uğratılacaktır. Ancak 19 yaşındaki Napster
kurucusu ve mucidi Shawn Fanning buna karşı bir çağrı yapar:
"Gidip alalım birer CD ki, gücümüzü, pazardaki payımızı
anlasınlar..."
Bir anda müzik içindeki en tehlikeli adam ilan edilen Fanning,
1999 ocak ayında, üniversitekampüsünde yaptığı yazılımın böyle
bir tırmanışı olacağını düşünmemiştir. Program bütün üniversite
kampüslerini sarmış, server'ların kilitlenmesine yol açmasıyla
şimşekleri üzerine çekmiştir. Lisede Metallica ve Zeppelin parçaları
çalan bir grubun üyesi olan Fanning için sevdiği gruptan böyle
bir tokat yemek üzücüdür.
Elini vicdanına koyup da söyle
Aslında duygular ve heyecanlar bir tarafa bırakıldığında,
telif hakkının bir sanatçı için değeri ortadadır. Üstelik
gerçekten de herkes Metallica gibi şanslı değildir. Bu işten
pek az kazanan ufak grupların şikayeti de, ancak yasal yollardan
satılan plaklarından elde ettikleriyle geçindikleri ve bundan çalınacak
her kuruşun bütçelerini derinden etkileyeceği gerçeğini dile
getirir. Aylık gelirleri Mariah Carey'nin bir ayakkabı masrafını
karşılamayan bağımsız firmalar ve sanatçılardır söz konusu
olan.
Ancak müzik hastalarının durumu da düşündürücüdür. Birçok
kişi için, maliyetinin 15-20 katına satılan CD'nin bu "hırsızlık"ta
payı büyüktür. Bütün bunlar bir süre önceki "kitap çalmak
suç mudur" tartışmalarını hatırlatır. Okumak isteyen
insan, parası yoksa ne yapacaktır? Ya da sokaklarda yarı fiyatına
satılan korsan baskılardan almak bilinçsiz tüketici damgası
yemek için yeterli midir? Kimse sevdiği yazarın ekmeğine göz
koymamıştır ama, kitaplar da lüks tüketim araçları sınıfına
girmişlerdir...
Ayrıca internetten bilgisayara parça kaydetmek öyle birkaç
saniye içinde halledilen işlerden değildir ve bununla uğraşanlar
da gerçekten müziği seven insanlardır. Hiçbirinin de sanatçıların
gelirinden çalmak gibi bir niyeti yoktur. Ancak müzik endüstrisi
bu insanları duyarsızlıkla suçlar, "eğer en gözde
grubunun müziğini bedava sunuyorsan, senin sevgin gerçek olabilir
mi?" gibi sorular ortaya atarak vicdan muhasebesi silahına sarılır.
Ama bu olayın bir maskeyi düşürmeye yaradığı ortadadır. Uzun
zamandır "canımız ciğerimiz hayranlarımız, sizlerle varız"
nidalarıyla yürüyen gemi karaya oturmuştur. Müzisyenler için işin
maddi yanı hakkında konuşmak her zaman bir tabu olmuştur, çünkü
onlar "içten yaratıcılık"la iştigal etmektedir ve o
taraklarda bezleri yoktur. "Para için yapıyor" damgası
kimsenin işine gelir şey değildir. Ve bu dava göstermiştir ki,
Metallica kâr gözetmeyen bir kuruluş olmaktan ziyade, müzik endüstrisince
gayet iyi desteklenmiş milyon dolarlık bir tescilli marka
projesidir.
Şu da var ki, bu sistemi kuran ve kurallarını belirleyen, hiçbir
zaman sanatçının kendisi olmamıştır. Müzisyenler öncelikle
şirketlerin yatırdığı parayı çıkarmakla mükelleftirler,
ancak ondan sonra kendi cepleri gün yüzü görebilir... Albüm hazırlığı,
tanıtımı vs. için yapılan harcamalar, CD'lerin satışı ve şirketlerin
yatırdıkları parayı katlama amaçları doğrultusunda yapılır.
Internet ele avuca sığar mı?
Bütün bunlar olup biterken Napster en çok ziyaret edilen siteler
listesinde paşalar gibi oturmaktadır: Temmuz ayında 5.4 milyon kişi.
"Napster'ın fişi çekilmeli mi" anketi yapılır. Sonuç:
%88 ile hayır. Metallica'ya bir nasihat yapılır: Eğer çölde su
satarak geçiniyorsan, yağmur başladığında kendine başka bir iş
bulman gerekir. Nitekim, kendini şirketleştirip hisse senetlerini
piyasaya süren David Bowie için duygusal söylem zaten çok
uzaktadır, bedava ve paralı olarak ikiye ayırdığı web
sitesinde eski yeni müzikleri pazarlanmaktadır.
Bu sırada plak şirketleri de göze batmaya başlamıştır. 26
eyalette beş büyük şirket hakkında davalar açılır. Gündemdeki,
insanların öteden beri sordukları sorudur: CD fiyatları. Büyük
firmaların belli bir fiyatın altında satışı engelledikleri ve
piyasaya tamamen hakim oldukları görülmüştür.
Sistemin paçası tutuşmuştur artık. Çünkü sadece MP3, Napster
falan değildir mesele. Internet kendi dilini oluşturmuş, insanlar
bir anda istedikleri her bilgi, dosya, resim vs. ile dünyanın bir
tarafındaki bir başka insana ulaşır olmuştur. Paralı birçok
yazılımı kaçak çalıştırmak için sitelerden şifreler sağlanır.
Ele avuca sığmaz becerikliler sarmıştır dünyayı. Ortak
noktaları görünmez oluşlarıdır. İletişimin hiç bu kadar
kontrolden çıktığı görülmemiştir.
MP3: Son zamanların en
popüler "sıkıştırma" yöntemi. Resim formatındaki
jpeg'in, ses kayıtlarındaki karşılığı. (Bu sıkıştırma
sonucunda insan kulağının kolay farkedemeyeceği bir değer kaybı
oluyor şarkılarda.) Normalde 5 dakikalık bir şarkı bilgisayar
ortamında 60 megabayt civarı bir yer tutarken, aynı şarkının
MP3'ü, yani sıkıştırılmış hali 6 megabayt tutuyor. Bu da,
internet üzerinden müzik dosyalarının transferini olanaklı kılıyor.
Mesela Türkiye'deki hız fakiri internet ortamında, 5 dakikalık
bir parçanın yüklenmesi (kaydı) yarım saat civarı sürüyor.
Bir de MP3 çalar programlar var, en popüleri Winamp. Bu program
sayesinde yüklediğiniz şarkıları güzelce dinleyebiliyorsunuz.
Ayrıca dilerseniz, Musicmatch Jukebox gibi programlarla istediğiniz
CD'den MP3 yapabiliyorsunuz.
Napster: Başka insanların
bilgisayarlarındaki MP3 dosyalarını kendi bilgisayarınıza yükleyebilmenizi
sağlayan bir program. Napster'ın kendi web sayfasından bu program
ücretsiz indirilebiliyor. Bu program vasıtasıyla aynı chat yapar
gibi server'a bağlanıyor ve sizin gibi aynı server'a bağlanan
insanların MP3 dosyalarını kendi bilgisayarınıza
indirebiliyorsunuz. Kimse MP3'ünü kendine saklayamıyor, herkes
paylaşmak zorunda kalıyor.
Lennon'ın Öğrettikleri
Rock'un
en kendine özgü özelliklerinden biri, sizi alıp başka bir yere
götürebilme kapasitesidir, size işinizi terk etme, isyan çıkarma,
bir aşk hikayesine girme, annenize telefon etme, babanızı öldürme
arzusu duyurabilmesidir!
Rock'un
en kendine özgü özelliklerinden biri, sizi alıp başka bir yere
götürebilme kapasitesidir, size işinizi terk etme, isyan çıkarma,
bir aşk hikayesine girme, annenize telefon etme, babanızı öldürme
arzusu duyurabilmesidir!
Bütün o aşırı büyümemize, devasa görünümümüze rağmen,
biz punk-rock formasyonluyuz, bir grubun er ya da geç tahttan
indirilmesi gerektiği fikri var temelimizde, kalmak için çok sağlam
nedenlerinin olması lazım insanın. Uzun süre bunun, katolikliğimden
gelen suçluluk duygusuyla bağlantılı bir inanç olduğunu sanıyordum,
ama şimdi punk'tan kaynaklandığını biliyorum. Dolayısıyla,
durmadan ilerlememiz, gelişme kaydetmemiz, asla tembelliğe kapılmamamız
gerekiyor.
Olgunlaştıkça, çatışmalardan kaçınma eğiliminde oluyor
insan. Özellikle de kendi kendisinin efendisi olmanın yolunu arıyor.
Sanıyorum Sting söylemişti: "Gruplar, çete gibidir. Eninde
sonunda, onlardan çıkmak gerekir." Ama çevreme bakıyorum ve
aklıma çeşitli sorular takılıyor: "Çalışanları yöneten
bir patron olmak hakikaten daha 'yetişkin' bir durum mu? Gelişme
denen şey bu mu?" Emin değilim.
Her şeyden önce, en önemli olan, hakiki olmak. Pozitif olmaksa,
çok daha zor. Birkaç yıldan beri, rock sefalet konularını işleyen
bir faza girdi yeniden, sabahleyin sizi yataktan çıkaracak, gücünü
kaybetti.
Hangi alanda olursa olsun, çok parlak, dahiyane bir şey yapmak
imkansızdan doğuyor. İnsan çıtayı çok yükseğe koyuyor. Bugün
bizim hedefimiz, bizim için bir anlamda kendi kendimize meydan
okumak, "Bridge Over Troubled Water" ya da
"Hurricane"i egale etmek. İnsanların mırıldanabilecekleri,
aşina oldukları melodileri olan, onların gündelik hayatlarına
değen kelimelerle sade ve basit sözler yazmak.
Tatlı su solcusu denir ya, öyle görüyorum kendimi. Şımartılmış
bir rock yıldızıyım ben. Başka insanların yapamayacakları bazı
şeyleri yapabilme ayrıcalığına sahibim, ben de yapıyorum.
Muhtemelen katoliklikten gelen suçluluk duygumu alt etmek için.
Buradan hep punk-rock köklerimize, müziğin dünyayı değiştirebileceği
fikrine geliyorum. Hiç değilse, sizin kendi dünyanızı...
Aptal bilgisayar oyunlarının yerine müziği getiren her şey
buyursun, hoş gelsin. Bu açıdan Napster harika bir şey. Kayıtlar
yapan ve bunları aralarında değiş tokuş eden insanlar benim için
hiç sorun değil. Ama eğer bu, bazı şirketlerin, sanatçıların
sırtından para yapıp borsada hisselerini yükseltmesinin aracı
haline gelecekse, bu Mr. Napster için iyi olmaz. Ayrıca,
Napster'dan daha ilginç sistemler var: Örneğin Freenet. 24 yaşında
İrlandalı bir oğlanın, Ian Clarke'ın geliştirdiği Freenet,
kullanıcıların merkezi bir server'dan geçmeden, dolayısıyla,
aracıları zenginleştirmeden dosya alışverişinde bulunabildiği
bir ağ... Kasetler ilk ortaya çıktığında, plakçılarda şu türden
uyarılar okurduk: "Kopya müziği öldürür." Halbuki
"boktan müzik müziği öldürür" demeleri gerekirdi.
Çünkü mesele kaset değildi. Müzik sanayii internete uyum sağlamanın
bir yolunu bulmalı.
Kasım
2000 ROLLDERGİ'den alınmıştır.
muskaposta@yahoo.com
|
|